Çağrı

MÖ 2000lerden gelen bir ilahide, Mezopotamya’daki Ur İmparatorluğu’nun III.Hanedanlık döneminde Kral Sulgi  şöyle der:

Okulda bir çocukken

Sümer ve Akad tabletleri üzerinde öğrendim yazma sanatını.

Gençler arasında, hiç biri benim gibi bir tablet yazamazdı.

Kusursuz toplayabilir ve çıkarabilirim, saymada ve muhasebede de üstüme yoktur.

Yüce Nanibgal ve Tanrıça Nisaba’ya şükürler olsun;

akıl ve düşünme gücüyle beni fazlasıyla donattılar.

 

Günlük dildeki biçimiyle “istatistik” sözcüğü  17.yüzyıl ortalarında kullanıma girdiyse de, uygarlık tarihinin başından beri toplumları yöneten her başarılı önderin “istatistiksel düşünme sanatı”na sahip olduğu açıktır. Tarih sahnesinde boy gösteren her devletin yönetimi, yığınları ilgilendiren kararlar için gerekli olan verileri derlemiş ve çözümlemiştir. Varlığını sürdürebilen günümüzdeki ilkel topluluklarda bile, istatistiksel düşünce sanatına sahip en az birisinin bulunduğunu söylemek zor değildir. Bu kişi, doğal olarak topluluğun, yeteri kadar doğayı gözlemlemiş yaşlı bireylerinden biridir ve arada sırada tutturamasa da, yağmurun ne zaman yağacağını genellikle önceden bilir. Eğer kabile reisi değilse, en az onun kadar sevilir, sayılır.  Roma İmparatorluğu döneminde, verileri derlemek ve çözümlemekle görevli Censor, vatandaşlık hakkını alacak ve kaybedecekleri belirleyen asıl kişiydi. Rakam kültürü olmayan İnka uygarlığında ise bu görev, quipus denilen ve her birinin anlamı olan üzerine düğüm atılmış renkli yün iplik demetlerini veri kayıt aracı olarak kullanan Quipa‘ydı.

Herkesin erişemediği bir “usta”dan, “şanslı” çırağa aktarıla gelen bu sanat; Avrupa’da 17. yüzyıl ortalarında çocukluk, 18. ve 19.yüzyıllarda gençlik dönemlerini yaşayarak, ancak 20.yüzyıl başlarında isteyen herkesin ulaşabileceği bir bilim dalına dönüşebildi. Günümüzde, “Bilimlerin bilimi” olarak nitelenen istatistik bilimi, örgün yüksek öğretim kurumlarının istatistik bölümlerindeki akademisyen istatistikçiler tarafından, kesinsizliğin söz konusu olduğu her  tür veriden güvenilir bilgiler   elde  etme  durumundaki   araştırmacılara yardımcı olacak geleceğin  istatistikçilerine kazandırılmaktadır. Bunun yanında, yüksek öğrenimi sırasında temel istatistik dersi almayan da hemen hemen yoktur.

Ülkemizde ise ilk istatistik dersi, Hitler Almanyası’nda kendisini güvende bulmayan Richard von Mises tarafından 1933 yılında verildi. Ne yazık ki, Türkiye’de de kendisini güvende hissetmeyerek bir yıl sonra A.B.D.’ne gitti ve istatistik bilimi ancak 1960’ların ikinci yarısında yüksek öğretim programları içinde bir kaç dersle yerini almaya başlayabildi. 50 yıl sonra bugün, artık bizim de istatistik bölümlerimiz; bu bölümlerden mezun binlerce öğrencimiz; istatistik bölümlerinde yüzlerce öğretim üyemiz; iki istatistik derneğimiz; bir iki dergimiz; onlarca ders kitabımız; kongre ve sempozyumlarımız oldu. Ancak bu gelişmelerin, hem nicelik hem de nitelik itibariyle, istatistik bilimi ve istatistik bilincinin topluma yayılması konusunda  günümüzdeki ileri ülkelerin 400 yıllık bir evrimle adım adım   ulaştıkları konumun oldukça gerisinde olduğu da açıktır. Uzman istatistikçi yetiştirme sorununu 50 yıldır çözmüş bulunan bu ülkeler, artık istatistik bilincini toplumun tüm kesimlerine kazandırmak için çalışıyorlar.

Bu görev, istatistik öğrenen ve öğretenlerin, kendileri için ve kendi başlarına yapmaları gereken ve yapabilecekleri bir görev değildir. Şimdiye kadar olduğu gibi büyük ölçüde,  istatistik bilincinin dersliklerde, istatistik öğretenden istatistik öğrenene aktarılarak bu görev yerine getirilemez. Artık günümüzde, isteseler de istemeseler de bir ülkenin yurttaşları, istatistik tüketen konumundadır. Kendi amaçları doğrultusunda istatistik üreten ve istatistik tüketicilerini  yönetenler ise,  artık  eskiden olduğu gibi yalnızca devlet değil, devletler tarafından denetlenmesi git gide olanaksızlaşan uluslararası dev şirketlerdir. Bunu açıkça gören ileri ülkelerin yönetimleri, devlet eliyle ve istatistik kuruluşlarıyla, yurttaşları için istatistiksel okur-yazarlık seferberliği başlatmış bulunuyorlar. Şöyle ya da böyle seçilmişler, kendilerini seçenleri yönetme  gücünü,    uluslararası   dev  şirket yönetimlerine karşı koruyabilmek için şimdi gerçek demokrasiyi istiyorlar ve bunu başarmanın tek yolunun da yurttaşlarını 100 yıl önce bilim kurgu yazarı G.H.Wells’in öngörüsü doğrultusunda istatistiksel okur-yazar yapmaktan geçtiğini artık görüyorlar.

Her yanlışın bir bedeli vardır. Ancak istatistiksel yanlışın bedeli ölümcüldür ve bu bedel genellikle istatistik tüketenler tarafından ödenir. Hele bir de, istatistik tüketenlerin çok büyük bölümü aynı zamanda istatistiksel gözlem birimleriyse! Bu nedenle, istatistiksel okur-yazarlık, istatistik tüketenlerin büyük çoğunluğu için gerçek anlamda yaşamsal önemi olan bir niteliktir.

İstatistiksel okur-yazarlık, içsel anlamıyla üst sınırı olmayan bir deyim ve istatistik öğrenen-öğreten-üreten ve tüketen herkesin ölçülebilir bir niteliği. Bu niteliğin ölçülmesi, kuşkusuz o toplumun en üst düzeydeki istatistiksel okur-yazarlarına kalıyor. Ancak onların istatistiksel okur-yazarlık düzeyini de ölçebilecek uluslararası istatistiksel okur-yazarlar var. Ulusal ve uluslararası geleneksel istatistik dergilerinin yayın sürecindeki hakemlik kurumunun işlevi  bunu sağlamak.  Ancak bu işlev, yalnızca ölçmeyle sınırlı. Bu dergilere gönderilen yazılar, editör tarafından ya da en fazla iki üç hakem tarafından yeterli görülmediğinde ‘kibarca’ red ediliyor. Eğer red edilen yazı yazarının ilk yayın girişimiyse, bu zaten çekingen olan yazarın aynı zamanda son girişimi olabiliyor. Oysa, red edilen yazıda ufacık da olsa katkı olasılığı olan bir düşünce varsa, yazının geliştirilmesi yönünde yazara tüm kapılar açılabilmeli. Bunun için ince ayrıntılarına kadar tüm eleştirilerin yanında önerilerin de yazara sunulması gerek. Geleneksel dergi editör ve hakemlerinin ise, dergilerin alışılagelen değerlendirme süreci çerçevesinde  bunu sağlama şanslarının pek olmadığı görülüyor.

Kaleme alınmış bir düşüncenin okur kitlesine ulaşmasının editör ve hakemlerin insafına bırakıldığı bu geleneksel yayın süreci yerine, değerlendirmenin tümüyle okuyucu kitlesi tarafında yapılacağı bir yayın süreci fikri otuz yıl önce benim için tatlı bir düştü. Ama günümüz iletişim teknolojisi bu düşü gerçekleştirebilecek tüm olanakları artık bize sunuyor. Üç aşamalı bu süreçte, bir yazı kaleme alındığı ilk biçimiyle potansiyel okuyucu kitlesinin eleştiri ve önerilerine açılabilir; yazarı tarafından geliştirilebilir; ve potansiyel okuyucu kitlesinin “olur”u ile yayın dünyasında yerini alabilir.

Mayıs 2011 ortalarında, kader aynı fikirsel ön hazırlığı olan iki insanı bir akşam yemeğinde buluşturdu. Otuz yıllık hayalimi ilk kez karşılaştığım ve istatistikçi olmayan bir insanın ağzından dinleyince, ancak iki yıl sonra başlatmayı düşündüğüm istatistiksel idea®‘mın iletişim ayağını tüm akademik işlerimin önüne alma zamanının geldiğini anladım. Üstelik bu insan, bir yıl kadar önce n’den N’ye Gezinti® adıyla nüfus kağıdını çıkardığı ve tüm maddi olanaklarını sağlayacağı dergiyi, “Dergi, senin; ben de, emrindeyim!” diyerek ilk kez gördüğü bir istatistikçiye emanet ediyordu. Hiç bir maddi beklentisi olmayan bu alçak gönüllü insanın teklifini, üniversitemdeki işlerimin yoğunluğunu ve böyle bir dergi çıkarmanın zorluklarını öne sürerek bir kaç ay ertelemek gibi bir şansım yoktu.

istatistiksel iletişim®, yukarıda özetlenen yayın sürecindeki yeni yaklaşımı denemek üzere,  istatistikle ilgili herkesin bilgi ve  deneyim  paylaşım  ortamı olarak  iki ay içinde tasarlandı ve uygulamaya kondu. Hem bir paylaşım ortamı hem de bir e-dergi olan istatistiksel iletişim®, n’den N’ye Gezinti®‘nin sanal dünyadaki süt kardeşi. İkisi arasında yalnızca istatistiksel düzey açısından bir farklılık var. n’den N’ye Gezinti®‘nin içeriği, ağırlıklı olarak istatistik öğrenen ve tüketenlere; istatistiksel iletişim®‘in ise, istatistik öğreten ve üretenlere yönelik. İstatistikle ilgili her hangi bir düşüncesi olan herkes için “açık bir kürsü” olan istatistiksel iletişim® ve n’den N’ye Gezinti®, istatistiksel okur-yazarlığın artık ülkemizde de gündeme getirilmesi ve bu görevi üstlenmesi gereken kurum ve kuruluşlar için bir mum yakma amacıyla birlikte el ele yola çıkıyorlar.

Etik ilke ve yayın kurallarımızı yürekten paylaşan, ülkemizdeki istatistiksel okur-yazarlık düzeyinin yükseltilmesine yazarak-çizerek-yazılanları eleştirerek, değerlendirerek-proje üreterek katkı vermek isteyen herkesi istatistiksel iletişim ailesi içinde yerlerini almaya davet ediyoruz.

n’den N’ye Gezinti®’li günlerde, sağlıkla ve istatistiksel iletişim®’le kalınız.

 

Leave a Comment