Pastırma ve İstatistik

Bir şeye talep varsa, ve talepte bulunanlar istedikleri mal ya da hizmet konusunda yeterince bilinçli değilse, piyasanın bu talebi kilosu 2TL’ye satılan pastırma örneği acımasızca karşılayacağı bir gerçektir. Ama cebinde 50TL varken pazarda önüne ilk çıkan kilosu 2TL’lik pastırmayı yiyen zehirlenip de ölmediyse, bir daha pastırma yiyebileceği kuşkuludur. O zaman, kilosunu 50TL’ye satarak geçimlerini sağlayan gerçek pastırma üreticilerinin durumu ne olur?

Neyse ki, pastırma tüketicilerini  “bilinçli tüketici” yapmak, o kadar zor ve pahalı değil. Bir kaç pastırma zehirlenmesi olayından sonra da olsa, bir ülkenin vatandaşı olarak “sahte pastırmalar”a karşı korunmalarını yönetimlerinden istemeyi akıl edebilirler. Pastırma zehirlenmesi nedeniyle yaşamlarını yitirenler arasında etkili ve yetkili yöneticiler de varsa, yönetim hemen bir yasa çıkarır ve  pazarda TSE damgasız pastırma satışını yasaklar. Bu arada, yöneticinin genç ve işbilen bir yakını da, yeni yasaya uygun ve yeni yasa çıkmadan, tezgahını kurabilir ve herkesten önce pazardaki en verimli yeri kapabilir. Varsın olsun! Ülke sahte pastırmacılardan temizlenmiş ve yönetim bir sonraki dönem için yerini sağlamlaştırmıştır. Eğer yurttaşların bu konuda sıkıntıları bitmişse, sorun tatlıya bağlanmıştır!

*

Şimdi “nedir bu pastırma öyküsü” diyorsunuz, değil mi? Yukarıdaki satırlarda “pastırma” sözcüğü yerine “istatistiksel ürün” sözcüğünü yerleştirirseniz, “kıssadan hisse” çıkarmaya çalıştığım anlaşılır. Ama bu kıssadan çıkacak hisse de yetersiz kalıyor, “gerçek istatistiksel ürün üreticileri” ve “istatistik tüketicileri”nin sorunlarını çözmek için. Çünkü, “pastırma” ile “istatistiksel ürün” arasında iki önemli fark var. “Pastırma”, bir gıda maddesi; “istatistiksel ürün” ise, temelinde bir hizmet. İkincisi ise, TSE gibi bir kuruluş tarafından pastırma standartlarının belirlenmesinde ve bu standartların üretici ve tüketici tarafından benimsenmesinde ciddi bir sorun yokken, “istatistiksel ürün” standartlarının nasıl belirlenebileceği ve belirlenenen standartların üretici ve tüketiciye nasıl benimsetilebileceği, “istatistiksel ürün” üreticileri arasında daha deneyimli olan ülkelerde bile henüz sonuca ulaşılamamış bir tartışma konusu.

*

Sorunun kaynağında, “istatistiksel ürün”ün çok boyutlu olması ve her boyutunda belirlenmesi zor düzeylerin bulunması yatıyor. “İstatistiksel ürün”ler ve bu “istatistiksel ürün üreticileri”nin nitelikleri ne? Kim, nasıl ölçecek; kim, nasıl standartları belirleyecek; kim, nasıl denetleyecek?

İstatistiksel ürün ve üreticisi deyince hemen ilk başta akla gelen,  “istatistik eğitim-öğretim hizmeti ve bu hizmeti veren eğitmen-öğretmenler”. İstatistik eğitim-öğretim hizmeti, yalnızca “üniversitelerin istatistik bölümleri”nde verilen eğitim-öğretimi kapsamıyor. Bu hizmetin içinde, “KPSS İstatistik Kursları” da var. Üstelik, bu kurslara gidenler arasında “istatistik mezunları”nın da olduğunu hiç duydunuz mu? Ne var bunda, lise mezunları da ÖSYM Hazırlık Kursları’na gitmiyor mu diyeceğiz?

Hemen ardından, istatistiksel yardıma ihtiyaç duyanlara verilecek “istatistiksel danışmanlık” hizmeti geliyor. 25 yıldır, istatistikçi adayı öğrencilerime “İstatistiksel Danışmanlık” dersi kapsamında, “istatistik bölümü mezunu olmanın, istatistikçi olmak anlamına gelmediğini; eskiden olduğu gibi bu gün de, istatistik öğreten değil-istatistik yapan olmak için, lisans ve lisansüstü eğitim-öğretim yanında, “istatistiksel danışmanlık” sanatının usta-çırak ilişkisi içinde öğrenilebileceğini ve böyle bir ortamın da ancak istatistik eğitiminin her aşamasında yürütülecek eğitim-öğretim programlarının  nihai hedef olarak “istatistiksel danışman” yetiştirmeyi benimsemesiyle oluşacağını anlatmaya çalıştım. Bu güne kadar böyle bir ortam oluşturulamadığı için de ne yazık ki, bu seçimlik ve toplam 28 saatlik  lisans öğrencilerine yönelik dersi alabilen öğrencilerimin kafasında, “istatistiksel danışmanlık”tan para kazanılabileceği dışında pek bir şey kalmamışa benziyor. Hem istatistik bölümlerinden hem de servis dersi olarak eğitimleri sırasında istatistik dersi almış olanlardan “İstatistiksel Danışmanlık” diye bir şey olduğunu duyamadan mezun olanlar ise, istatistikçiliğin, eline tebeşir alıp kara tahtada istatistik anlatmak ya da eline geçirdiği bir istatistiksel yazılımla, önüne gelen verileri bilgisayara girip, yazılımın sunduğu çözümleme tekniklerinden birini adeta rasgele seçerek bilgisayardan çıktı almak olduğunu sanıyor. Sağdan soldan duyarak bu verimli(!) uğraş alanına çoğu istatistik mezunu olmayan kişiler tarafından kurulmuş ve tek bir istatistik mezunu bile barındırmayan, şu anda sayısı 500’ü bulan irili ufaklı bir çok kuruluş girmiş durumda. Bilimsel etik ilkelerden habersiz ve denetimden uzak bu ticari kuruluşların büyük çoğunluğunun, yüksek lisans ve doktora tezlerinde  “hayalet yazarlık” yaptığı da dilden dile dolaşmakta. Duymadıysanız, benden duymuş olun!

Ve sonra da “istatistiksel yayınlar”: “Puan alma amacı”yla kaleme alınan çoğu İngilizce(!) makaleler ve bildiriler; “Yemek ve Tatlı” tarifi veren kesmece-yapıştırmaca el kitapları gibi sözde istatistik ders kitapları; her gazete ve magazinde kendinden meçhul, “Bu ay, geçen aya göre tüketicilerin güveni %3 arttı.” türü haberler ya da “Evlilik hayatınızda ne kadar mutlusunuz?” gibi  soruların yanıtını, on soruya verdiğiniz yanıtlarla kendinizin hesaplayacağı puana göre hemen veren yazılar.

*

Pazarda hiç mi gerçek pastırma yok. Olmaz mı? Var elbette. Gerçek pastırma üretmek hem maliyetli, hem de gerçek pastırma ustasını bulmak kolay değil. Bunun yanında, Nasreddin Hoca gibi “Ticaret olsun!” diye hiç bir gerçek pastırma, maliyetinin altında bir fiyatla pazarda satılmaz. Ama gerçek istatistik; isteyene, bedava! Yeter ki arayan, gerçek istatistiği bulabilsin.

*

Sahte pastırmaya göre, sahte istatistiğin yol açacağı felaketin boyutu konusunda fikri olanlar bir araya gelip, önce “iğne”yi kendimize bir batıralım isterseniz. Nasıl olsa, “çuvaldız”ı kime batıracağımızı buluruz. Şimdiye kadar kongre ve sempozyum gibi toplantılarımızda bu konulara değinen kaç bildiri verildi? İstatistik programlarımızın kaçında ve nereye kadar, bilimsel etik konusu yer alıyor?

*

İğnenin ucu daha tenime değmeden bile çok acıtıyor. Üstelik, daha kötüsünden korkuyorum. Çuvaldızı batırmak için karşıma kendimden başka birisi çıkmayacak diye!

Leave a Comment